Öfke, İnatlaşma ve İstenmeyen Davranışlar



Bu dönemlerin en çok bizi zorlayan unsurları öfke, inatlaşma ve istenmeyen davranışlar. Gerçekten kendi duygularımızı düzenlemeye çabaladığımız ve sabır duygusuyla çok fazla içli dışlı olduğumuz bir dönem.

Ne güzel öğretiyorlar ama sabırlı olmayı değil mi?

Öğrendik tabii ama öğrenmeyince biz içsel olarak çok daha büyük bir karmaşaya düşebiliyoruz. Bu nedenle farkındalıkla ve sakinlikle bu dönemi bizim de atlatmamız gerekiyor. Çocuk zaten geçirecek bu dönemleri kendi gelişimsel süreçlerinin bir parçası olarak.

Ya biz canım anneler ya biz?

Biz de bilelim ki altında başka bir şey aramadan, üzerimize alınmadan biz de sağlıkla atlatabilelim. Çocukların öfke döneminde biz de yeniden öfkemizi düzenlemeyi öğreniyoruz bu da bir gerçek.

Öncelikle öfke nedir?

Öfke, dışa vuramadığımız ve zamanla biriken gerçek duyguların bir patlama sonucu dışavurumudur aslına bakarsanız. Öfke de tıpkı diğer duygular gibi normal bir duygudur ancak öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edebilmek çok önemlidir.

Aksi halde kontrol altına alınamadığında saldırgan davranışlar ortaya çıkabilir. Öfke anında kalp atışı hızlanır, adrenalin salgılanır ve tansiyon yükselir. Bu da sağlıklı düşünebilmemizi engeller ve öfke anında daha sonra pişman olacağımız şeyler yapma olasılığımız artar.

Peki pişmanlık duyacağımız şeyler yapmadan önce buna nasıl engel olabiliriz? Öncelikle farkındalıkla, bu seviyeye geleceğinizi anladığınız an durup kendinizi frenleyebilirsiniz, mantık öfkeyi yener.

Öfkenize sebep olan asıl duygu ne?

Umutsuz, korkak, çaresiz, suçlu, yitik, üzgün ya da terk edilmiş hissetmektense öfke gibi adrenalin salgılamaktan kaynaklı güçlülük hissi veren bir duyguyu hissetmek belki daha iyi geliyordur.

Öfke anında mantık devre dışı kalır, bu nedenle durup bir an düşünüp, diyaframdan derin ve sakin nefesler alarak belirtileri büyük ölçüde azaltabilirsiniz.

Bu noktalarda benim imdadıma diyafram nefesi koşar. 3-5-7 kuralını ben çok severim. Baktım ki içimden yükselen bir öfke var hemen burnumdan derin bir karın nefesi alırım ve 5 saniye tutarım. 7 saniye de de ağzımdan çok yavaşça veririm. Bu da kalp atışımızın rahatlamasına ve beynimize sorun yok sinyali gitmesine sebep olur. Böylece baş etmemiz gereken durum neyse duygularımızı düzenleyerek baş etmemize yardımcı olacaktır.

Diyafram nefesi;

3 saniyede burundan alıyoruz,

5 saniye tutuyoruz,

7 saniyede ağzımızdan yavaşça nefesi veriyoruz.

Denemekten zarar gelmez.

Bana iyi gelen size de iyi gelsin…

Bu dönemde en çok kurabileceğimiz cümle “Çocuk inadıma yapıyor!”. Bu düşünceyle öfke duygumuzun artması da çok muhtemel. Bu nedenle önce bu düşünceyi sorgulamak istiyorum.

Çocuk sakince oynadığında ve uslu uslu oturduğunda değil de sadece istemediğiniz davranışları sergilediğinde ilginizi çekebilmeyi öğrendiyse bu inadınıza bir şeyler yaptığını değil sizin ilginizi istediğini gösterir! Zira çocuklar erişkinler gibi "inadına iş yapmayı" bilmez! Şimdilik…

İnadıma yapıyor düşüncesinin sonunda öfkeyle davranmak vardır. Çocuğun o an ihtiyaçları varken öfkeyle hareket etmenin sonu da biliyorsunuz ki kaostur.

Bunun yerine istenmeyen bir davranışta;

"Şu an çocuğun bir şeye ihtiyacı var sanırım, nasıl hissediyor acaba?" düşüncesi daha sakin yaklaşmanıza, kaosa yol açmadan onu anlamanıza ve çözüm yolu bulmanıza yardımcı olabilir.

Çocuklar ihtiyaçları olan ilgiyi her türlü alırlar. İstenmeyen davranış sergiledikten sonra ebeveynin ona kızması bile onlar için ilgi görmek anlamına gelebilir.

Diyelim çok meşgulsünüz ve o anda çocuğun isteğine cevap veremiyorsunuz.

Çocuk: “şimdi olmaz, işim var, şunu bitireyim sonra…” gibi cümlelerden sonra ihtiyacı olan ilgiyi alamayacağının farkında.

Peki bu ilgi ihtiyacını çocuk nasıl karşılıyor dersiniz?

Bir anda bir gümbürtü, patırtı kopuveriyor ve ebeveyn o anda elinde ne varsa bırakıp çocuğun yanına gidiyor. Öfkeyle dahi olsa göz teması kurup başka hiçbir şeyle ilgilenmeden çocuğa odaklanıyor. Sonuç çocuk için bir başarı çünkü o ihtiyacı olan ilgiyi aldı. Olumlu ya da olumsuz fark etmez o ihtiyacını alır!

Çocuk ortam içinde ilgi görmek ve beğeni toplamak isteyebilir ancak bunu sakin sakin oynadığında, olumlu davranışlar sergilediğinde alamadığını görünce diğer yönteme başvurabilir.

Bunun önüne geçmek için de sakince oynadığında, arkadaşlarıyla iyi geçindiğinde, paylaşımcı olduğunda, teşekkür ettiğinde, lütfen dediğinde yani kısacası olumlu davranış sergilediğinde ortam içerisinde beğeni topladığını ve ilgi gördüğünü hissederse saldırgan davranışlar sergilemeye ihtiyaç duymayabilir.

Öfkemize hakim olarak bir an durduk ve düşündük ama kriz ya da inatlaşma devam ediyor.

Peki ne yapacağız?

İnatlaşma durumunda öncelikle derin bir nefes alın ve soğuk kanlı olmaya özen gösterin. Sonuç olarak o sadece bir çocuk. Ona hayır dediğiniz konuda ne kadar haklısınız? Önce bunu sorgulamanızı istiyorum. Eğer gereksiz bir "hayır" değilse tutarlı davranarak ona öncelikle onu anladığınızı belirtin ve hayır demenizin nedenlerini sakince açıklayın.

Sizi dinleyecek durumda değilse;

"Ağlarken, bağırırken seni anlamıyorum, sakinleşince konuşalım" diyerek sakinleşmesini bekleyin.

Bu süre zarfında yanında olarak empati kurun ve onu anladığınızı şu anda kızgın ya da üzgün olduğunu bildiğinizi gösterin. Ona sevgiyle yaklaşın. Sakinleşince nedenlerinizi anlatın ve ona ne yapamayacağını değil de ne yapabileceğini söyleyin.

"Evet... yapamazsın, ama... yapabilirsin".

Ona seçenek sunun! Çocuklar seçenekleri sever. Örnek olarak çocuğu parka o an çıkaramayacaksanız, ona o an sizin de yapabileceğiniz iki tane seçenek sunun. Mesela "Oyuncaklarınla mı oynamak istersin? Yoksa kitap okumak mı istersin?" gibi.

Mutlaka birinden birini seçecektir. Seçmiyorsa zaten daha sakinleşmemiştir. Sakinleşmesini bekledikten sonra bunu yaparsanız o zaman başarılı olma şansınız daha yüksek olur. Bu sayede kontrolün sizde olduğunu hissedecek ve seçim şansı olduğunu bilerek rahatlama ihtimali de olacaktır.

Bunun dışında bir kriz anında krize sebep olan unsuru ortadan kaldırıp dikkat dağıtmak ve sınırlar çerçevesinde seçenek sunmak da bir yöntem olabilir zaman zaman.

Örneğin kıyafet krizinde sakin kalıp onu anladığınızı belli edip iki ya da üç kıyafetten hangisini seçmek istediğini sorabilirsiniz. Ona fırsat verin ve sakin olun!

"Sakin kalmak" sihirli kelimelerimizden. Pişman olacağınız şeyler yapmadan önce bu sürecin normal olduğunu ve geçeceğini unutmayın lütfen!

Bu zorlayıcı dönemde şefkatli yaklaşmak, sakin, sabırlı, kararlı ve özellikle de bol bol yaratıcı olmak gerekiyor. Belli sınırlar ve kurallar çerçevesinde çocuğun keşfetmesine de izin verebilmeyi öğrenmemiz süreci daha rahat atlatmamızı sağlayacak. İnatlaşmak, kızmak ve bağırmak ancak süreci uzatır. Her şeyin olduğu gibi bunun ilacı da SEVGİ.

Peki gelelim saldırgan davranışlara.

Saldırgan davranışlar sergilediğinde ne yapabiliriz?

Zarar verme davranışı hiçbir toplumda kabul gören bir davranış değildir. Bu sebeple çocuğun başkalarına zarar verme davranışını görmezden gelmek yerine davranışının hatalı olduğunu öğrenmesini sağlayarak onu doğru davranışa yönlendirmemiz önemli. Evet aslında çocuk gücünü denediği bir dönemden geçiyor. Bu nedenle bu davranışlar anormal değil. Sadece davranışının yanlış olduğunu da öğrenmesi gerekiyor.

Bu tarz durumlarda öncelikle sakince çocuğun yanına gidip normal bir ses tonuyla sadece davranışa yönelik bir uyarıda bulunmalıyız.

"Yapma, kızıyorum ama, yaramazlık yapıyorsun, ne ayıp şey!" gibi yargı cümleleri yerine,

Sadece "Vurmak yok! Isırmak yok! Atmak Yok!" gibi uyarı cümleleri yeterlidir. Kısa ve net cümleler kurmakta fayda var çünkü uzun uzun kurduğumuz cümleler çok anlam ifade etmemekle beraber bizim için yorucu olacaktır.

Çocukla iletişim kurarken onun seviyesine inin ve göz teması kurun. Yani gerekiyorsa dizlerinizin üzerinde durarak bedensel eşitlik sağlayın ve göz göze gelip dokunarak konuşmayı başlatın. Böylece onu anladığınızı ve ona değer verdiğinizi hissedecek. Dolayısıyla iş birliği yapmaya daha istekli olacaktır.

Peki uyarı yaptık böyle bırakalım mı?

Bırakmayalım! Doğru davranışı da gösterelim ki doğruya yönlendirmiş olalım.

Örneğin;

"Evet vurmak yok! Hadi şimdi arkadaşınla şunu oynayalım ama sırayla oynayacağız... " gibi cümlelerle de doğru davranışa yönlendirerek hatalı davranıştan uzaklaştırmış oluruz. Bu müdahaleyi yaparken öfke ve kızgınlıkla bağırarak değil! Sakince, normal bir ses tonuyla ve kararlı yaklaşmak çok daha etkili olacaktır!

Öfkelendiğimizde hem süreç uzayacak, hem çocuk inatlaşmaya başlayacak hem de aramızda bir çatışma olacaktır. Buna gerek kalmadan normal bir şekilde süreci atlatmak adına bizim de kendi duygularımızı düzenlememiz önemli.


Özellikle böyle geçiş ve krizlerle dolu bir dönemde çocuğu etiketlemekten kaçınmak gerekir. Hatta tecrübeli çevrenin de çocuğu etiketlemesine izin vermemek gerekiyor. Bu zamana kadar bahsettiğimiz her şeyi göz önünde bulundurduğunuzda bu davranışların ya da dönemlerin normal ve geçici olduğunu görüyoruz değil mi?

Peki bu normal öfke döneminden geçen bir çocuğa direkt “öfkeli çocuk ya da hırçın çocuk” etiketini yapıştırırsak ne olur? Dönemi atlattığında düzelecek bir durumu kendi karakter özelliğiymiş gibi algılamasına ve diğer dönemlere de bu etiketi yanında götürmesine sebep olabiliriz.

Nasıl mı?

Örneğin öfke duygusunu deneyimlediği ve baş etmeyi öğrendiği dönemde çocuğa "hırçın" etiketi ya da üzüntü duygusunu deneyimleyip bu duyguyla baş etmeye çalışan bir çocuğa "ağlak" etiketini yapıştırmaktan bahsediyorum.

Çocukları etiketlemek yerine ya da etiketlemeye çok müsait olan tecrübeli çevrenin etiketlemelerine üzülmek yerine daha bilinçli olursak biz de bu dönemi sağ salim atlatabiliriz.

Çocuk özgürce yaşasın duygularını, deneyimlesin ve baş etmeyi öğrensin. Öğrensin ki ileriki hayatında bu duygularla karşılaşınca sudan çıkmış balığa dönmesin. Amacımız tamamen hem çocuğun hem de kendi ruh sağlımızı korumak. Böylece inanıyorum ki daha sağlıklı bir toplum bizi bekliyor olacak.

4 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Kızıma Not!